.jpg)
Oların hikayesini anlatmak belki de çoğunuzun tepkisini çekecek. Çünkü toplumda gerçeklikleri ile yüzleşmeye yanaşmayan bir toplum. Gerçeklikleri canını acıtıyor, kabullenme noktasında sıkıntılar yaşıyor. Kürt varlığını da kolay kolay kabul etmemişti bu toplum, hâlâ da direnen var. İnancı gereği başörtüsü takan kızları okullarından eden bir toplum burası. İbadetlerini yapıyor diye "fişlenen" insanların yaşadığı bir toplum. İşte bu toplum söz konusu "namus" olunca cengaver kesilebiliyor. Uğradığı haksızlıklara ses çıkaramayan "erkeklerin" toplumu… Bir eşcinselin hikayesini okuyacaksınız aşağıdaki yazıda. Onu bir insan olarak değerlendirin. Yaşadıklarından yola çıkarak asıl suçlunun kim olduğuna vicdanlarımız karar versin. Ve o soruyu kendimize soralım; “Bu toplum hırsızları, katilleri, tecavüzcüleri, hak yiyenleri hiç sıkıntı çekmeden hazmediyor oysa...” Ekleme yapmadan, kesmeden, aktarıyoruz size. Onun en sonda verdiği mesajı herkes dikkate almalı: “Aileler küçük yaşta çocuklarına sahip çıksın. Küçük yaşlarda durumu belli olur zaten. Erkek çocuklar kadınsı davrandığı takdirde bilinçli davranıp, hormon tedavisine başlanmalı. Çocuklarını sevmeli ve dışlamamalı. Belli bir yaştan sonra bunun tek sebebi ailedir. Sorunu dışarıda aramasınlar. Sorunu kendilerinde arasınlar. Toplumdan dışlanınca çıkar yolu bulamayan benim durumumda olan insanlara devlet kapıları kapanmamalı…” Bu haberde aslında "kral çıplak" durumuyla karşılaşacaksınız. Hande"nin hikayesi var aşağıda. İnsani duygularımızı yanımıza alarak şimdi, okuyalım ve karar verelim:
SUÇLU KİM?

Handan anlatıyor: “İlkokulmezunuyum. Şuan 35 yaşındayım. Benim bu halim doğuştan, çocuktan gelen bir durum.8 yaşından sonra bu duyguları hissettim. Aile içinde yaşamış olduğum şiddet, belki de bu durumumu törpüledi. Babam çok sinirli ve asabiydi. Küçükken babam “bana sigara al” derdi. “Git getir ne yaparsan yap, para getir” derdi hep. Çok fakirdik. Babam, devlet kurumunda çalışıyordu ve biz 8 kardeştik. Evde bana ev işi yaptırılıyordu. Abim gecenin saat 3"ünde gelir, beni uyandırır, çoraplarını yıkatırdı. Ben deli gibi uyanır, çoraplarını yıkar, saç kurutma makinesiyle kurutur yine de şiddet görmekten kurtulamazdım. Bazen “Acaba ben üvey çocuk muyum, bana bu şekilde davranıyorlar”diye düşünürdüm. Ailem bana evde ev işi yaptırırdı. Abim yine aynı şekilde benden para istiyordu. Ben bu durumda para bulmak zorundaydım. Bu şekilde para getireceğimi belki de tahmin etmiyorlardı o zamanlar. Okuyamadım. 12 yaşında abimle inşaatlarda çalışmak için İstanbul"a gidiyorduk. Kum taşınan el arabasını bile çok zor sürüyordum. Bu şekilde de çok uzun zaman çalıştım”

15 YAŞINDA UYUŞTURUCUYA BAŞLADIM…
“15 yaşındaydım. Bunalımdaydım. Böyle yaşamak istemiyordum. Kendimden nefret ediyordum. Kabullenmek istemiyordum. O zamanlar birlikte olduğum bir adam başım ağrıyor diye ilaç verdi. Uyuşturucu olduğunu anlamadan, bir gün iki gün derken uyuşturucuya alıştım. Çok kötü durumlara düştüm. Ailem durumu fark edince beni doktora götürdü. Bağımlılıktan kurtulmak için tedaviye başladım. Doktor buralardan uzaklaşmam ve çevre değiştirmem gerektiğini, sakin bir ortama gitmemi tavsiye etmiş. Ailem beni akrabalarımın olduğu uzak bir köye gönderdi.”
KÖY BASILDI…
“Daha gittiğim ilk gece askerler köylüleri meydanda topladı. Derhal köyün boşaltılması gerektiğini söylediler. Annemle birlikte gittiğim köyde hayvanları telef ettiler. Karşı çıkan köylüleri gözlerimizin önünde dövdüler. Kadın, erkek, çocuk kim gitmek istemediyse dövüldü. Aynı gittiğimiz gecenin sabahı dönmek zorunda kaldık.
Askerlik zamanı geldiğinde bu durumdan kurtulmayı düşünmüştüm. Ne yazık ki hiçbir şey düşündüğüm gibi olmadı. Orada olmadık şeyler yaşadım.
23 yaşındaydım. Aile baskısına ve insanların bana karşı tavırlarına dayanamıyordum. Her geçen gün daha kötü oluyordum. Ailem beni dışlamıştı. Her şeyime karışıyorlardı. Televizyon izlememe, yemek yememe, gezmeme. Kendimi öldürmeye karar verdim ve evimizin tavanında kendimi astım. Abim kapıyı kırarak içeri girmiş ve beni bu halde görmüş. Gözlerimi açtığımda hastanedeydim. Oksijen takılmıştı burnuma ve başımda sağlık görevlileri vardı.
VALİ"YE GİTTİM…
Bu olaylardan kurtulmak için, Vali"ye gittim. Beni yardımcısıyla görüştürdüler. Durumumu anlattım. Vali Bey"den iş istedim. Bana iş değil de sadaka verdi. Makarna, yağ, salça gönderdi bana. Bende kabul etmedim, geri gönderdim. Ben iş bulup çalışmak istiyordum. Ancak oda olmadı. Hiçbir destek göremedim. Bütün kapılar yüzüme kapandı.
5 sene önce, abim evinde her şey olmasına rağmen, benden hep para istiyordu yine. Getirmesen sana iftira atacağım diyordu. Git fuhuş yap dedi, altlı üstlü oturuyorduk. “Seni evden atıp evi kiraya veririm” dedi. Gece polis geldi “Ağabeyinin olmadığı saatte eve gitmişsin, yengeni ve ağabeyinin 1 yaşındaki kızını darp etmişsin” dedi. İfade vermeye götürdüler.
2 defa da “Benim kardeşim fuhuş yapıyor eroin satıyor” diye ihbar etti. Polis kapıyı kırmış. Eve geldiğimde şaşırdım. Ben polisi aradım. Evime hırsız girmiş diye. Polis geldi. 20–30 polis birden geldi. Karga tulumba beni kelepçeleyip götürdüler. Bana atılan iftirada eroin kullandığımı da söylemişti. Bütün ısrarıma rağmen beni hastaneye götürüp tahlil yapmadılar. Baro bana avukat verdi. Verilen avukat savcının söylediği her şeyi tekrar etti. Şaşırdım. Dedim ki “Siz beni dinleyeceksiniz, savunmamı o şekilde yapacaksanız. Savcının söylediği her şeyi onaylarsanız, beni nasıl savunacaksınız” dedim ama değişen hiçbir şey olmadı. Savcı alay etti “Seni hangi ceza evine atsak, kadınların olduğu yere mi? Erkeklerin olduğu yere mi?” diye. Benim gösterdiğim şahidimi kabul etmedi, gerek yok diye istemedi. Savcı bana dedi ki “burayı terk edeceksin”. O dönemler erkek gibiydim. Ben her şeyi bırakmıştım. Ben adalete güvenerek polis çağırmıştım. Hak ararken suçlu ilan edildim.
“SAVCI BENİ SÜRGÜN ETTİ”
Ve Savcı bana dedi ki “Van"dan gideceksin, nereye gidersen git” dedi. Eşyalarımı bile almama izin vermiyordu. Sonra tamam dedi ve polis eşliğinde eve gidip eşyalarımı aldım ve gittim. Şu an hiçbir şekilde Adalete olan inancım kalmadı.
3 ağabeyim, 1 kardeşim, annemin desteği oldu bana. Onlar benim bu işimi bıraktığımı biliyorlardı. Kalacak yerim yoktu. 2–3 yıl hiç gelemedim. Van"a geldiğimde jandarma beni tekrar tutukladı. Mahkemem varmış diye arama emri çıkarılmış, orda mahkemeye çıkarıldım. İfadem alındıktan sonra serbest bırakıldım. Tekrar o konuda beni şikâyet etmiş “tehdit ediyorum” diye. Buraya geldiğimde ağlayarak geliyorum. Burayı özlüyorum. Buraya yerleşmeyi düşünüyorum. İş olsa hayatımı normal şekilde sürdürmeyi düşünüyorum, travesti olmamın nedeni maddi imkânsızlıklar yüzünden. Van"a yerleştiğimde normal şekilde yaşamak istiyorum. Ama bunu ancak devlet kurumunda iş olursa yapabilirim. Bu bir hastalık değil. Yeşil kartım var. Van a geldiğimde askerler, polisler fuhuş yaptığımı düşünüyor. Geçen yıl geldiğimde polis arabaya aldı. Burada ne geziyorsun diye, ters cevap verince de yumruk attı. Avukatımı arayacağım deyince serbest bıraktı. Otobüs firmaları almıyor, oteller yer vermiyor. Travesti dedin mi insan sayılmıyor, 3 sınıf vatandaş gibi davranılıyor. Yemek için gidiyorsun servisimiz yok diyor, gittiğimiz yerlerde kimse anlayamaz bizi, hayatı ikili oynuyorsunuz. Bunu ancak yaşayan bilir. Ağabeyim hala tehdit ediyor. Travesti olduğum için. Telefondaki mesajlar delil sayılmıyor. Her işte çalıştım. İnşaat işi, boyacılık yaptım. Kazandığım parayı az buluyordu ağabeyim. Kendimi kabul ettirmek için, daha fazla para kazanmak için travestilik yapmak zorundaydım. Şu anki durumumun en önemli sebebi ağabeyim.
ANNE-BABALAR DİKKAT!
Van"da benim durumumda kişilerin sayısı fazla. Bir arkadaşım vardı, sürekli konuşurduk ailemizle bir türlü konuşamazdık. Birçok insan ailesini terk etti, öldürülen, intihar eden çok eşcinsel var. Çevre baskısından kendisini gizliyor, aile desteği ve devletin destek vermesi lazım. Belli bir yaşa geldiğinde çalışıyor. Bu halimle çalışmak istiyorum. Sonuçta ben kendimi böyle görüyorum. Bu hastalık değil. Sonunda sahipsizler mezarlığına gömülüyor. Bir arkadaşım şu an ailesinden kaçıyor. Aile baskısı ile evlendirildi. Aile şefkati görmedik, ailemiz parçalandı. Anneme İstanbul"da ev tuttum, kirasını ödüyorum. 6 yıldır sürgün hayatı yaşıyorum. İstanbul da köprü altında sokaklarda kaldım. Fuhuş yapmak zorunda kaldım. Yardım etmek isteyen insanlar bile uzak duruyor.

Aileler küçük yaşta çocuklarına sahip çıksın. Küçük yaşlarda durumu belli olur zaten. Erkek çocuklar kadınsı davrandığı takdirde bilinçli davranıp, hormon tedavisine başlanmalı. Çocuklarını sevmeli ve dışlamamalı. Belli bir yaştan sonra bunun tek sebebi ailedir. Sorunu dışarıda aramasınlar. Sorunu kendilerinde arasınlar. Toplumdan dışlanınca çıkar yolu bulamayan benim durumumda olan insanlara devlet kapıları kapanmamalı. İş konusunda destek sunulursa kimse seks işçiliği yapmak zorunda kalmaz. Yaşamış olduğumuz travmatik hayattan dolayı psikolojik sorunlar yaşıyoruz. Toplumdan dışlanmak, en önemlisi de aileden dışlanmak başlı başına insanı hayattan koparan gerekçedir.
Perihan Dosgül / ipekyoluhaber









